İçinde bulunduğumuz yılın Aile Yılı olarak ilan edildiği ve nüfusun artması için her bir ailenin en az üç çocuk yapması gerektiği çağrıların yapıldığı, hepimizce malum.
Ancak çocuk bakımına dair kamusal çözümlerin sunulmadığı, kreşlerin kapatılma riski ile karşı karşıya bırakıldığı ve kadınların sadece “doğurun” ile görevlendirilerek, onları çalışma hayatında kalmalarını engelleyip eve kapatılmalarının önünü açmak olduğu da bilinen bir gerçektir.
“Aile Yılı” ilan edilen 2025 Yılı kapsamında bir dizi prosedür açıklandı. Bu prosedürlerden birisi Nüfus Politikaları Kurulu’dur. Bir diğeri Aile Enstitüsü’nün kuruluşudur. Uygulaması gündeme getirilen diğer bir prosedür ise Komşu Annelik’tir.
Anlaşıldığı üzere “Aile Yılı” çocuk sayısının çoğaltılarak ülke nüfusunu arttırmaktır.
Oysa sadece bir yılı “aile yılı” ilan etmekle, kadınların çocuk doğurma oranı arttırılamaz.
Uzmanlar da, bu tür politikaların uygulandığı ülkelerde nüfusun istenilen düzeyde artmadığı, sorunun sadece teşviklerle veya “hadi nüfus artsın” çağrılarıyla çözülebilecek bir mesele olmadığı görüşünde.
Nüfus azalmasının sorun teşkil ettiği ülkemiz gibi, dünya genelinde de nüfus azalması birçok ülkenin gündeminde yer alan evrensel bir sorundur. Ancak nüfus dinamikleri her ülkenin kendisine özgü olan ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarına göre değişiklik gösterir
Örneğin Kuzey Avrupa ülkelerinde, doğum oranlarını artıran en önemli faktörlerden biri, bakım hizmetlerinin devlet eliyle güçlü bir şekilde destekleniyor olmasıdır. Bu durum kadınların istihdamda kalmalarını sağlarken aynı zamanda da bakım hizmetleri desteklendiği için ülke nüfus artışına katkı sağlıyor. Zira kadınlar hem çalışmaya devam edebiliyor hem de çocuk sahibi olabiliyorlar. Bu ülkelerden Norveç’te annelik izni 46 hafta ve ücretli babalık izni de var. Babalar da çocuk bakımına aktif olarak katılabiliyor. Bu da kadınların yalnız kalmasını engelliyor ve kadın hem çocuk doğuruyor hem de kariyerini koruyor.
Öte yandan, dünyanın en düşük doğurganlık oranına sahip ülkelerinden biri olan Güney Kore gibi ülkelerde ise geleneksel aile modelinin baskın olması, kadınların uzun saatler çalışıp bir de evde tüm bakım yükünü omuzlaması, onların evlilik ve çocuk sahibi olma kararlarını geciktiriyor. Çünkü kadınlar için çocuk doğurmak, bir anlamda iş hayatına veda etmek anlamına geliyor. Sosyal destek yok, çocuk bakımı pahalı, çalışma saatleri uzun. Sonuç olarak kadınlar evlenmeyi ve çocuk yapmayı erteliyor.
Burada asıl mesele kreşlerin kapatılmadan, kadınların ev ve yaşam dengesini kurabileceği, ekonomik bağımsızlığını kaybetmeden çocuk sahibi olabileceği bir sistemin kurulmasıdır.
Nüfusun artması istenirken nüfusun artması için ne gerekiyorsa onunda yapılması gerekir. Örneğin, kadınların çalışma hayatında kalmasını sağlayan kreşlerin açılması, babalık izinlerinin genişletilmesi ve çocuk bakım desteğinin arttırılması gibi…
Oysa bunun yerine, kadınlardan “evde oturup daha çok çocuk doğurmaları” bekleniyor.
Ülkemizde ekonomik koşullar düşünüldüğünde, kadınların çocuk yapmaktan kaçınması için her türlü sebep mevcut. Barınma sorunu, yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik, kreşlerin yetersizliği, artan bakım maliyetleri…
Oysa sorun sadece ekonomi değil, asgari yaşam maliyet koşullar düzeyinde kadınlar kendilerine zor bakıyorken bir de çocuk sahibi olmak oldukça büyük sorumlulukları da beraberinde getirmektedir.
Aile Yılı’na ait bir uygulama olan ve kapatılmaya çalışılan kreşlerin yerine çocuk bakım hizmetlerinin uygulanacağı modeli ifade eden “Komşu Annelik” uygulaması ise yeni bir çocuk bakım modeli uygulamasıdır. Bu model uygulamaya göre kadınlar, kendi evlerinde, yakın çevrelerindeki ailelerin çocuklarına (en fazla 5 çocuk) bakarak para kazanabilecekleri..
Bu durumda kadın emeği yine değersizleştiriliyor. Kadınlara “çalışıyormuş” gibi hissettiren ama aslında sosyal güvencesiz, düşük ücretli bir iş modeli sunuluyor.
Burada bir şey çok net: yetkililer, çocuk bakım hizmetlerini kamu eliyle çözmek yerine, bakım işini yine kadınların sırtına yüklüyor. Kadınları güvencesiz ve düşük maaşlarla çalışmaya teşvik ederek, aslında onları bir nevi “ev içinde çalışan” ve hiçbir güvencesi olmayanların statüsüne sokuyor.
Güvencesi olmayan ve kadın emeğini değersizleştiren bu modelin yerine kadın istihdamına büyük ölçüde katkı sağlayan kreşlerin ardı ardına kapatılmasına son verilmesi, bakım hizmetlerinin yetkililerce desteklenerek kadın istihdamının arttırılması inanıyorum ki ülke nüfusunun artmasına yol açacaktır.
Dünya Nüfusunun Yarısı Kadınlardır, Diğer Yarısı da Kadınların Eseridir…!


Yorumlar kapalı.