Ortadoğu bir kez daha kadınların çığlıkları üzerine kurulan karanlık bir siyasetin içine sürükleniyor.
Suriye’de özellikle Alevi toplumuna yönelik artan baskılar, tehditler, kaçırmalar ve asimilasyon saldırıları artık münferit olaylar değildir. Bu yaşananlar; sistematik mezhepçi şiddetin, kadın düşmanı zihniyetin ve cezasızlığın sonucudur.
Ve dünya yine susmaktadır.
Kadınların kaçırıldığı, kaybedildiği, korku ile teslim alınmaya çalışıldığı bir coğrafyada “denge politikası” adı altında sessiz kalan herkes bu karanlığın büyümesine ortak olmaktadır. Çünkü kadınlara yönelik organize şiddet karşısında tarafsızlık diye bir şey yoktur.
Bugün Suriye’de Alevi kadınları hedef hâline getiriliyorsa bunun nedeni yalnızca savaş değildir. Sorunun temelinde; kadın bedenini ganimet gören erkek egemen cihatçı anlayış, mezhepçi nefret ve siyasal İslamcı tahakküm bulunmaktadır. Kadını iradesizleştirmek isteyen her yapı önce kadınları susturur, sonra toplumları teslim almaya çalışır.
Kaçırılan kadınlar yalnızca birey değildir; bir halkın hafızası, kimliği ve geleceğidir.
Bu nedenle Lazkiye Üniversitesi önünden kaçırıldığı belirtilen 2005 doğumlu Betül Süleyman Alluş’un akıbeti yalnızca bir “asayiş haberi” değildir. Bu olay; kadınların eğitim hakkına, yaşam hakkına, inanç özgürlüğüne ve toplumsal varlığına yönelmiş açık bir saldırıdır.
Bir üniversite öğrencisinin gündüz vakti ortadan kaybolduğu bir yerde hiçbir kadın güvende değildir.
Bugün Betül için susanlar, yarın başka kadınların kayboluşunu izlemek zorunda kalacaktır. Çünkü cezasızlık şiddeti büyütür. Sessizlik suç ortaklığı yaratır.
Kadın kaçırmaları savaş suçu kapsamındadır.
Mezhep temelli kadın düşmanlığı insanlık suçudur.
Kadınların zorla kaybedilmesi, susturulması ve asimilasyona zorlanması uluslararası hukukun açık ihlalidir.
Ancak ne yazık ki uluslararası kurumlar çoğu zaman kadınların yaşadığı acıya politik çıkar penceresinden bakmaktadır. Güç dengeleri söz konusu olduğunda kadınların yaşam hakkı ikinci plana atılmaktadır. Oysa kadınların hayatı hiçbir devletin, örgütün ya da ideolojinin pazarlık konusu olamaz.
Bizler; Alevi kadınlarına yönelik mezhepçi saldırıları lanetliyoruz.
Kadın bedenini savaş alanına çeviren karanlık zihniyeti reddediyoruz.
Kadınların kaçırılmasını, kaybedilmesini ve korku politikalarıyla teslim alınmak istenmesini kabul etmiyoruz.
Betül Süleyman Alluş derhal ailesine teslim edilmelidir.
Bu olayın sorumluları açığa çıkarılmalı ve yargılanmalıdır.
Uluslararası insan hakları örgütleri, kadın örgütleri ve demokratik kamuoyu artık suskunluğu bırakmalıdır.
Çünkü kadınların susturulduğu yerde insanlık da susturulur.
Ve biz biliyoruz ki; kadın düşmanlığıyla beslenen mezhepçi karanlık yalnızca Suriye’nin değil, tüm insanlığın sorunudur.
Kadınlar sahipsiz değildir.
Alevi kadınları yalnız değildir.
Ve hiçbir karanlık, örgütlü kadın dayanışmasından daha güçlü olmayacaktır.


Yorumlar kapalı.