Demokrasi, sadece sandığa gidip oy kullanmak değildir. Demokrasi, seçmenin iradesine saygı duyulmasıdır.
Bir belediye başkanı seçilirken vatandaş sadece bir isme oy vermez. Aynı zamanda o ismin temsil ettiği anlayışa, programa, kadroya ve siyasi kimliğe de destek verir.
Peki seçimden sonra…
Halkın oylarıyla göreve gelen bir belediye başkanı, kendisini seçenlere danışmadan başka bir siyasi partiye geçerse ne olur?
Hukuken mümkün olabilir.
Ama her hukuki davranış, aynı zamanda etik midir?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Vatandaş sandık başına giderken hangi düşünceyle oy verdi?
Bir kişiye mi?
Yoksa temsil ettiği siyasi çizgiye mi?
Çoğu zaman ikisine birden…
Çünkü seçim afişlerinde parti logosu vardır.
Mitinglerde parti bayrakları dalgalanır.
Seçim beyannamesini parti hazırlar.
Kapılar parti teşkilatları tarafından çalınır.
Sonra seçim kazanılır…
Ve bir gün seçmen öğrenir ki belediye başkanı artık bambaşka bir partidedir.
Peki seçmene soran olmuş mudur?
“Bu değişikliği onaylıyor musunuz?” diye…
Hayır.
İşte burada temsil ile yetki arasındaki denge tartışılmalıdır.
Demokrasi sadece seçilme hakkını değil, seçmenin güvenini koruma sorumluluğunu da içerir.
Elbette insanlar fikir değiştirebilir.
Siyasetçiler de görüşlerini değiştirebilir.
Ancak seçmenin verdiği yetki, kişisel bir mülk değildir.
O yetki, belirli koşullar altında alınmış bir emanettir.
Emanetin sahibiyse millettir.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Bir belediye başkanı, seçildiği partiden ayrıldığında görevine bağımsız olarak devam etmeli midir?
Yoksa yeniden halkın hakemliğine başvurmanın bir yolu mu aranmalıdır?
Dünyanın birçok ülkesinde bu konu farklı yöntemlerle tartışılıyor.
Çünkü mesele sadece parti değiştirmek değildir.
Mesele, seçmenin iradesinin seçimden sonra ne ölçüde korunabildiğidir.
Demokrasi yalnızca seçim günü kurulmaz.
Asıl demokrasi, seçimden sonraki dört ya da beş yıl boyunca seçmenin iradesine gösterilen saygıyla yaşar.
Sandık, sadece oy kullanılan bir kutu değildir.
Sandık, milletin emanetidir.
Ve emanetin en önemli şartı, ona sadakat göstermektir.
“Belki de asıl soru şudur: Parti değiştirmek demokratik bir hak olabilir; fakat halkın verdiği yetkinin yönünü, halka sormadan değiştirmek demokratik meşruiyet açısından yeterli midir? Bu sorunun cevabını verecek olan da yine demokrasinin gerçek sahibi olan millettir.”


Yorumlar kapalı.