h Dolar %
h Euro %
h Altın (Gr) %
h Tam Altın %
h Bitcoin %
h Ethereum %
h Tether %
22 °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Koralp Selcuk

Koralp Selcuk

03 Haziran 2021 Perşembe

Tuchel Mucizesi

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Takımı sezonun tam ortasında Lampard yönetiminden devir almış olduğunda, Chelsea için ümitler tükenmek üzereydi. Tuchel, sürpriz bir şekilde PSG’deki görevinden alındığında kimse bu çıkışı hayal etmiyordur diye sayıyorum. Evet, an itibariyle Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Chelsea ve Tuchel, peki bu mucizevi dönüşüm sırrı nedir?

Futbol üzerine gelişen Alman devriminin popüler isimlerinden Tuchel, Dordmund kariyeri akabinde kendi iddiasını destekleyebileceği sezonlar geçirmemişti. Sıradan bir isim için başarılı sezonları olsa dahi, adının önüne gelen “deha” sıfatlarını tamamlayabilecek başarılara ulaşamayan usta isim, Chelsea kariyerinin ilk sezonunda üzerine geçirdiği gömleğin hakkını verdiğini düşünüyorum, hem de fazlasıyla. Peki aynı kadro, Lampard ile vasat bir durumda iken bu muhteşem dönüşümü gerçekleştirebildi.

Öncelikle daha uzun süredir kulübede ve birçok farklı takım ile bulunmanın avantajı olarak Tuchel, bu baskıyı ilk defa yaşamıyor. Lampard mutlak başarılı olmak zorunda olduğu görevinde ve ilk defa bunu başaracak iken, Tuchel buraların hocası olarak mevcut. İnsanın birçok başarısının arka planının temeli olan psikolojik etmenin aynı zamanda kadro üzerinde de hakim olduğunu düşünüyorum.

Timo Werner gibi kaliteli bir oyuncunun yaşadığı gol bulamama sorununu, Tuchel esasen bir sorun olarak görmediği gibi oyuncusunu rahatlatacak basın açıklamalarında bulunuyordu. Hatta açıklamaları günlük hayatınızda ders olabilecek düzeyde, bu sorunun her zaman başınıza gelebileceğini ve düzelmesi için zamana bırakmanız gerektiğini iletiyor Tuchel, ona göre oyuncusu elinden geleni yapıyor, antrenmanlarda hırsla çalışıyor ve oyunda da pozisyona giriyordu. Bir gün bu çabası skora da yansıyacaktı elbette.

Başarı olağandı, esas çabanın çalışmaktan geldiğine ve yeteneklerinde herhangi bir eksiğin olmadığına inandırdığı oyuncu kadrosunu, başarılı olacakları düzene göre sahada bir araya getirince doğal sonuç kendini gösterdi.

Maçın teknik analizini daha sonrasında sizler için yapıyor olacağım fakat bu geceden alacağımız ders biraz belli gibi, kimse başarıyı tek bir ana borçlu değil, hayatımızın birçok anından ortaya çıkan kolaj sonucuna bizler başarı veya başarısızlık ismini veriyoruz.

Bugün yaptığımız hamlelerin her biri yarınımızın temellerini aşılıyor olarak düşünebiliriz, spor üzerinden bir nasihat yazısı olarak tamamlamış oldum bu yazıyı. Belki alıştığımız düzen değil fakat galiba ülke olarak bunlara ihtiyacımız var.

Hayat fena halde futbola benzer, bu savımın temeli de “dar alanda kısa paslaşmalar” filmidir.

Konuyu nihayete erdirmemiz gerekiyor ise, yarın daha iyi bir gelecek için yarını beklemiyor bugün çaba gösteriyor olmamız gerekliliği doğanın temel döngüsü. Elinizden geleni ardınıza koymayın, güzel bir gelecek bizleri bekliyor olacaktır.

Hadi, kalın sağlıcakla. Herkese mutlu haftalar dilerim.

Koralp SELÇUK

Devamını Oku

VERİMLİ YAPI ŞAMPİYONLUK GETİRDİ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Merhabalar,

Bu hafta Türkiye Süper Lig’inin son haftaya uzanan şampiyonluk yarışının heyecanı ile yazıyorum yazımı, yıl boyunca yarıştan koptuğu veya isteneni veremediğini düşünerek geçirdiğimiz dönemler yaşatan üç istanbul takımı, yılın sonunda birbirlerine eş puanlarda şampiyonluk iddiası taşıyarak girdi. Peki tüm bunlara rağmen, ligin kalitesi ve futbol takımlarımız hakkında tam manasında güven taşıyamamamızın sebebi nedendir?

Bu köşeyi düzenli okuyanlar biliyor olacaklardır ki, geleceğe dair fikirlerim yada olumsuz bulduğum yönler ortaya çıkan sonuçtan bağımsız bir şekilde değerlendirilir. Yani bir yanlış, başarılı olsa dahi yanlıştır savını savunuyorum. Şampiyonluğu göğüsleyen Beşiktaş takımını gönülden kutlayarak, tüm sezonun en çok hak edeni olduğunu belirterek, esas meramıma giriş yapmak isterim.

Ülke ekonomisinin kötü olduğu ve futbol endüstrisinin de bundan oldukça etkilendiği bu dönemde, en iyi uyum sağlamayı başaranın kazandığını belirtmek hatalı bir tutum olmaz. İç saha yenilgileri ile taraftar desteğini fazlasıyla arayan Fenerbahçe, aynı zamanda tüm yıl boyunca kendisi için doğruyu aramak ile geçirdi. Hala daha önümüzdeki sezon planları ve Fenerbahçenin yapısal doğrularının ne olduğu bilinmeden sezonu kapatmış durumdayız. Bu iklim ve yapılanmanın, Türkiye siyasi hayatındaki ve toplumsal hayatındaki negatiflerini biliyor iken, benzer bir dinamiğin bir futbol takımında da nelere yol açabileceğini ön görmek güç değil.

Ekonomik koşullara uyum sağlamanaın ve hatta şu dönemin ekstrem koşulları, seyircisizlik, hazırlık dönemi geçirememe ve her an bir oyuncunuzun temaslı veya enfekte olarak sizi eksik bırakabilme olasılığına karşı bölgesel eksikleri ve büyük maddiyata ihtiyaç duyan kadro yapısı ile Galatasaray da bu dönemin gerekliliklerini pek doğru kavramış görünmüyordu. Ligin son tablosuna bakıldığında başarısız bir sezon geçirdikleri söylenemez, fakat bunu doğrular üzerine inşa ettiklerini söyleyemiyorum.

Peki bugünün kazananı Beşiktaş, farklı olarak nelere sahipti?

Öncelikle birinci etmenin, tüm organizasyonun mütevazi olmayı ve başarı için keskin koşullara değil eldeki imkanları doğru değerlendirmeye odaklanmış olmasını görüyorum. Teknik Direktör Sergen Yalçın’ın başından beri söylediği transfer hamlelerine dair, “güç” vurgusu da bütünleyici. Keza bu beklentileri de, sahada görevini yapacak kadroyu da hedef odaklılığa yöneltiyor. Yani sizden beklenen elinizden geleni yapmanız. Peki diğer tarafta bu psikolojik savaş nasıl işledi?

Fenerbahçe, son yılların başarısız büyüğü olmasına rağmen, bu sezonun en çok iddia taşıyan takımı olarak geldi. Sezon boyunca şampiyonluk, ülkenin en büyüğü, en iyi kadrosu gibi iddia’lar sahada görevini yapacak kadro için zorlayıcı bir mental baskı oluşturdu. Tabi bunun yanında, ekonomik zor koşullara rağmen risk alınarak yapılan girişimler de, bu yatırımın bir kazanıma dönüşmesi gerekliliğini arttırıyordu elbette. Peki bu kadar olağanüstü hal içerisinde doğru hamleler olabilir mi? Bence hayır.

Olağanüstü koşulların, tedbirleri de olağanüstü olmalı diye düşünüyorum. Denklem 1=1’ tabii.

Keza Galatasaray için de, tüm sezon boyunca forvet hattını kimin temsil edeceği belirsizliğini korurken, sezonun başlangıcında savunma kurgusunda satılıp satılmayacağı belli olmayan oyuncular ve yerli gençlerin başarısına rağmen maaş bütçesinde oldukça yer kaplayan yıldızların nasıl uyumlu bir hale getirileceği denklemleri vardı. Tüm bu kaos, hak ettiği gibi başarıyı getirmedi.

Gelelim yiğidin hakkını teslim etmeye, bu zafer bana kalırsa ilk büyük sınavını veren Sergen Yalçın kadar, genç Dorukhan, Rıdvan ve yıl boyunca takımın başarısı adına joker olan Necip gibi karakterlerin zaferi. Pandemi döneminde büyük transferlere girişmeyen ve eldeki tüm imkanları seferber ederek, en verimli olanı seçmeye ilerleyen bu takım sezon sonunda ödülünü aldı.

Önümüzdeki sezon pandemi koşulları değişir ise, bu plan aynı sonucu vermez diye düşünüyorum. Fakat bugünün doğrusu bu idi ve kazandı. Tebrikler bizden, ders almak ise tüm spor camiasından olsun.

Koralp SELÇUK

Devamını Oku

Spotify Arsenal’ıiSatın Alabilir mi?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz hafta Avrupa Süper Lig girişimi ile spor dünyasının sermaye hamlelerini tartışırken, bugün dijital dünyanın geldiği noktanın boyutunu gündem ediniyoruz. İddialara göre Spotify programının sahibi Daniel Ek, Arsenal futbol kulübünü satın almak istiyor.

Stan Kroenke, Arsenal kulübünün mevcut sahibi ve Avrupa Süper Ligi atılımı sonrası taraftar tepkilerinden sonra takımındaki otoritesi sarsılmış görünüyor. Taraftarların büyük etkinliğinin ispatlandığı bu başarısız girişim sonrası, seyirci kültürüne bakış değişiyor olabilir fakat bakış açısı aynı olsa gerek ki, başarısız olan bir girişim kendisini başka bir yatırımcıya cazibe merkezi olarak sunabiliyor.

Takım sahipleri ve taraftarlar arasında bir bağ kurmak bu süreçte oldukça güç, finansal bir güç odağı ve destekçileri esasen tamamen ruhani bir bağa sahip. Ortaya çıkan sonuçta birbirlerini destekledikleri her koşul aslında çıkara dayalı görünse de, kitlelerin esas beklentisi ruhani doygunluk. Bu tezi şu şekilde açabilirim, şayet başarısız olan bir futbol takımı taraftarına buradaki başarısızlığı çekilen kutsal bir çile ve sabır imtinası olarak sunduğunuzda, erdemlilik ile karşılaşmanız olası. Ardışık gelen yatırım ve meyvesini vermeyen sportif girişimleri, bir iş adamına kabul ettirmeniz olası değil.

Peki bu büyük organizasyonların tepesinde Spotify yer alabilir mi?

Takımın yeni potansiyel sahipleri arasında bulunan Spotify kurucusu Daniel Ek, iddiasını twitter üzerinden duyurdu. Ortaya çıkan yeni dijital çağ için bir perdeyi daha açtığını düşündüğüm bu gelişmeler, yaşıtlarım veya büyüklerimin görüş açısına bilim kurgu sahnesi gibi görünüyor olabilir. Zira durumu yakın takipte olmama rağmen halen daha ciddiyetini idrak edebilmiş değilim. Yeni gelen bu dünya için uyum sağlamamak koşulları artık ortadan kalkmış gibi duruyor.

Henüz 38 Yaşında olan Daniel, kurucusu olduğu Spotify ile 4.5 Bilyon dolarlık bir servete sahip. Genç girişimci, mahalli ağız ile kelli felli iş adamlarının arasına İngilizce tabir ile “game changer” olarak katılmış durumda. Daha alışkın olduğumuz tabir ile artık racon değişiyor, evet biz bu durumu böyle ifade ederiz. Kullandığım İngilizce tabir için bana öfkelenen okurlarım olacaktır, hoşnut olduğum bir durum değil fakat Spotify’ın bir futbol kulübüne yapacağı girişim için genç okurlarım bu kelimeyi daha yakın bulacaklardır diye bu ifadeyi tercih ettim. Racon değiştirmeyi kullanmak istemeliler diye de dipnotunu düşüyorum. Galiba oyunun kuralı değişiyor, Avrupa Süper Lig’i geleneksel bir para kazanma hilesi idi ve seyirci bu tuzağa düşmeyerek dışladı. Peki yeni hamle dijital dünya üzerinden ise ne yapıyoruz?

Yani takımlar derse ki, biz parayı paylaşmak istemiyoruz ve artık sanal platformlar üzerinden yayınlayacağımız karşılaşmalar ile sadece tribün kapasitelerine bağlı değil milyonlara hitap edeceğiz, ki ediyorlar fakat mali boyutları hala daha eski ile kıyaslanır boyutta. Yakın geleceğimiz için oyunun ruhunu korumak ve temasımızı arttırmak için pozisyon almak zorundayız, ince çizgimiz gelişen teknolojiye düşman olmadan.

Sadece bir beyin fırtınası olarak güncel gelişmeleri aktardım, sizler için takip edip bilgi vermeye de devam edeceğim. Önümüzdeki hafta görüşmek üzere, sağlıklı günler dilerim.

Koralp Selçuk

Devamını Oku

Avrupa Süper Ligi’ne Dair

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ken Early, Futbol’un zirve 12 takımının Süper Lig oluşturma çabasını, kalıcı aristokrasi hedefi olarak görüyor. Haklı da bence. Bu hafta gündemimiz bu, peki bu gelişmeyi nereden okumak gerekli?

Bosman kuralları sonrasında endüstrileşmesi hız kazanan Futbol ve hatta tüm spor branşlarındaki temel başarı denklemi ekonomik güç ile paralellik gösteriyor. Bizler taraftarlar olarak, takımlarımızın tarihine, sevdiğimiz spor branşlarının tarihselliğine sahip çıkmaya çalışsak da, finansal yönetimin hayatımızın neresinde olduğunu abluka halinde deneyimliyoruz.

Bu farkındalık belki bir özelleştirmede, belki banka borcunuz ile belki de sevdiğiniz kulüp bir oyuncusunu elinde tutamadığı veya transfer sezonunu zayıf geçirdiğinde görüntüleniyor. Bu kişisel yaşam deneyimimizin bize öğrettiği yegane olgu artık. Modern zamanın fırsatları veya güç olgusu her noktada aynı kefede eriyor, ne kadar başarıyı satın alabiliyoruz?

Avrupa’nın Süper Lig’ini oluşturma gayesini de, büyüklerin ayrımı veya futbolun bir tarih yitimi olarak okuyor muyuz sorusu gündemimizde. Hayır okumuyoruz, 12 takımın içerisindeki kulüplerin birçoğu Futbolun muntazam tarihinde mevcut değil, fakat son yıllarda gerçekleşen sermaye atılımları ile başarılı takımlar ve bunu büyütmek isteyen iş adamlarına sahip.

Ajax’ın, Kızılyıldız’ın Şampiyonlar Ligi’nde zafere ulaştığı dönemler artık geride kaldı, Lig Süper veya Şampiyonlar her kime ait ise elimizdeki Şampiyon maddiyatı en kuvvetliden doğru karşımıza geliyor. Bu durum başarı halinde böyle iken başarısızlıkta da keza bu şekilde, Ülke futbolumuzun geldiği noktadan da bu ölçü dışarısında bahsetmek mümkün değil. Yada şu an Avrupa futbolunda gözde isim olmayan Kızılyıldız, Anderlect, st.etienne gibi takımlardan bahsederken de spor camiasının endüstrisinden bahsetmek gerekiyor.

Yakından tanıdığımız için, merceği ülkemize tutalım ve herhangi bir kulüp başkanının şehrin önemli şahıslarından olmadığı veya mesleğini, başarılı finansal durumu ile tamamlayamadığımızı hayal edebiliyor musunuz?

Herhangi bir ana akım spor branşının, başarılı bir sporcusunun markalaşmadığı ve kendi özel yaşamını sponsorlar çerçevesinden dışarı çıkartabildiğini? Evet bu iklimde Avrupa Süper Lig’inin zaten kurulu olduğundan bahsedebiliriz gibi geliyor bana. Maksat bunun bir isminin olup olmadığı ise, burada niyet okumasını pek empatisiz yapmamak gerekiyor.

Dürüst olmak gerekir ki, hayatımız endüstrinin tam ortasında duruyor. Sevdiğimiz spor branşları da böyle, sizinle aynı tutkuyu taşıyan bir yöneticinin başarılı olma koşulu ortadan kaldırılalı uzun yıllar geçmiş durumda. Emin olun, cüzi miktar bir maaş ile sizleri de tutkunu olduğunuz spor kulübünde sporunuzu icra etmeye ikna edemeyiz. Şayet renklerine, tarihine ve başarılarına çıkarsız bağlı olduğumuz yapılar var ise, bu spor için de olabildiği gibi birçok kültürel emare için olabilir ve olmalıdır. O zaman itirazımızı endüstriyel kaygılara yöneltmeliyiz.

Bugün yaşanan gündemde, gündelik hayatta gördüğüm, sevdiğim ve kendimden bulduğum birçok insanımızda bu yanılgıyı görüyorum. Futbol kulüplerini kurtarmak istiyorsanız, müdahaleyi hayatın kendisine yöneltmeniz gerekmekte. Daha mı zor evet, dostunuz olarak acı reçete görevim.

Gelelim spor bültenimize, tüm bunlara rağmen sporu daha mı az seveceğiz? Ya da spor organizasyonları para ile başarıyı elde ettiklerinde, biz düşman mı kesileceğiz? Elbette ki hayır. Biz sporun tutkusunu seviyor, parke veya yeşil sahalarda mücadelenin kendisini kutsal kılıyoruz. Bu beğeni, yaşamımıza olan saygıdan gelir. Gençliğimde kısa dönem sporcusu olduğum Karate branşının, müsabaka öncesi ilk mindere, sonra rakibe selam vermeyi adet edinmesi gibi. Önce yeşil sahaya saygımızı yitirmeyelim, sonra da tutkularımızı.

Peki ya hobi bırakmayan endüstri? E işte tam ona düşman kesilmek gerekiyor.

Koralp Selçuk

Devamını Oku

Manchester United Sonunda Bir Futbol Direktörüne Kavuştu

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Manchester United, Dünya Futbolunun zirvesindeki takımlardan bir tanesi fakat bu uzun sayılacak bilecek bir süredir spor içi başarılar ile desteklenen bir durum değil. Alex Ferguson sonrası kulübün Futbol aklının yitirildiği ve telafisinin gerçekleşmediği düşünülüyordu yıllar boyunca. Bugün gerçekleşen hamlelerin tamamı da bu niyetle gerçekleşiyor diye düşünüyorum.

Bu hafta yeni bir Futbol Direktörü ile anlaşıldı, John Murtoughs. Bu isim kimdir peki?

United camiasına pek uzak olmayan bu isim, bizlerin hafızasında pek yer etmiş durumda değil. Çoğunuz için yabancı olduğunu tahmin edebiliyorum. Bu alanda ün yapmış , Ragnick, Monchi gibi isimleri biliyoruz. Futbol Direktörlüğü kavramı da esasen yurt içerisinde pek değerlendirdiğimiz bir pozisyon değil. Çoğu takım da farklı rollerde kullanıyor, kimi takım için Scout görevi görürken, kimi takımın politikasını, kimi takımın da tamamen taktiksel yapısını inşa edebilecek bir pozisyon.

Genel olarak bu pozisyonun işlevi, transfer doğrultusunu ve planları belirlemek, takımın hedef başarıları için vizyonunu çizmek üzerine kurulu. 2013 yılında David Moyes döneminde yardımcı olmak üzere Manchester bünyesine giren bir isim John Murtoughs. Takımın daha sonrasında, Akademisi ve Kadın Futbol takımlarının gelişiminden sorumlu olarak yöneticilik yapan Murtoughs, 2020 yılına kadar çeşitli departman görevlerini üstlendi.

Nicky Butt, Darren Fletcher tarafından yönetilen transfer aklı ve yardımcı antrenörlük pozisyonlarında düzenli olarak eski futbolcularına görev veren Manchester United için deneyimli bir yönetici eksiği göze çarpıyordu. Özellikle kulübün tarihsel çehresini baştan inşa etmiş Sİr Alex Ferguson sonrası bu boşluğu doldurabilmek de güç bir iş.

Artık Ole Gunnar Solskjaer’in yanında bir isim daha fubol aklını yürütüyor olacak. Darren Fletcher ve ekibinin, hatta Alan Dawson’ın da bulunduğu bir ekibin başında yer alacak Murtoughs, oldukça deneyimli fakat henüz büyük adımlar atamamış bir ekibi doğru kanalize etmek üzere görevde.

Sportif başarı eksiğine nazaran, Ferguson sonrası geçişi kötü yönettiğini söylemek güç Manchester ekibinin. Finansal olarak yatırımlarını büyüten, geleceğe yönelik genç bir kadro çekirdeği oluşturan United ekibi, doğru antrenör tercihlerinde bulunamadığı veya gerekli uyumu sağlayamadığı endişesini var etti bu süreçte.

Ole Gunnar, Manchester United camiasından yetişmiş bir isim olarak bu dokuyu tutabiliyor gibi görünüyor. Geçici olarak geldiği görevinde kalıcı olmayı başardıktan sonra, kulübün geleceği adına verdiği sinyaller olumlu olmalı ki takım uzun yıllar birlikte durmak üzerine fikir birliğinde.

Yeni yöneticinin takım geleceğini ne denli etkileyeceğini bilemiyorum fakat profesyonel yapıların organizasyon kurma üzerine titizliği her zaman dikkatimi çekmiştir.

Umarım örnek alınabilecek bir hikayeye daha tanıklık ederim.

Herkese sağlıklı haftalar dilerim!

Koralp SELÇUK

Devamını Oku