Mülksüzleştirme ve Türkleştirme Edirne Örneği Üzerine

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Edirneli İlkay Öz ile ‘ Mülksüzleştirme ve Türkleştirme – Edirne Örneği’ adlı kitabı hakkında konuştuk.Öz Edirne’deki toplumsal ve siyasal olaylar üzerine yaptığı çalışmlarını GERÇEK’e anlattı.

1.Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
1991 yılında Edirne’de doğdum. İlk ve ortaöğrenim hayatımı Edirne’de tamamladım. Lisansımı Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi (Fransızca) bölümünde yaptım. Yüksek lisansımı Galatasaray Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi anabilim dalında yaptım. Doktora eğitimimi ise İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler anabilim dalında sürdürüyorum. Doktoradan fırsat kaldıkça Fransızcadan kitap çevirisi yapmaya çalışıyorum. Zamanımın büyük çoğunluğu İstanbul’da geçse de senede 2-3 ayımı Edirne’de geçiriyorum.
2. Kitabınızda Edirne’ deki toplumsal ve siyasal olaylar üzerine yaptığınız çalışmaları görüyoruz. Bu alanda çalışmaya nasıl karar verdiniz?
Bu konuda çalışmaya karar vermem Galatasaray Üniversitesi’nde siyaset bilimi yüksek lisansında aldığım bir ders sırasında ortaya çıktı. Tabii ki her çalışmada araştırmacıyı motive eden kişisel gerekçeleri vardır ama benimkisi doğrudan aile tarihine ilişkin bir sebep. Yüksek lisans aldığım ‘Türkiye’de Kimlik ve Vatandaşlık’ dersinde başlık Trakya Olayları’ydı. 1934’te Temmuz’unda gerçekleşen olaylarda Yahudiler mal mülklerini ya değerinin altına satarak ya da satmaya fırsat olmadan terk ederek Trakya’dan ayrılmak zorunda kalmışlardı. Yahudilerin ev, işyeri ve arazilerini Türk eşraf almıştı. Bu arada Yahudiler Edirne’de yoğun olarak mandıracılıkla uğraşıyorlardı. O ana kadar Trakya Olayları’nı ya duymamış ya da duymuş olsam bile üzerine kafa yormamıştım. Ancak ailemin bir peynir işletmesine sahip olduğu ve bunun da kuruluş yılının 1935 olduğunu aklıma getirdiğimde kafamda büyük bir soru işareti oluştu. İşte, bu sorunun cevabını bulmak amacıyla yola çıktım.

3. Mülksüzleştirme ve Türkleştirme’yi tetikleyen durumlar nelerdir ?

Yerel için söylersek gayrimüslim karşıtlığı ve milliyetçi ideolojiyle harmanlanmış iktisadi fayda arayışı mülksüzleştirme ve Türkleştirme’yi tetikliyor diyebiliriz kısaca. Çünkü yerel eşraf ve halk gayrimüslimlerin tasfiyesi ve mülksüzleştirilmesinden fayda sağlamayı amaçlamış, ki temelde iki şekilde de fayda sağlamıştır. Bunlardan ilki doğrudan fayda, kısacası Emvâl-i metrûkelerin bölüşümü, yani Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin satmaya fırsat bulamadan gayrimenkullerden iktisadi-siyasi konumuna göre payına düşeni almak. Buna ek olarak bir diğer doğrudan fayda ise kenti terk ederken değerinin altında satmak zorunda kaldıkları gayrimenkullleri satın alarak kazanç ve servet sahibi olmak. Diğer temel fayda ise dolaylı fayda olarak nitelediğim şey yani Edirne ticaretine hâkim olan gayrimüslimlerin tasfiyesiyle ticari alanın yerel eşrafa kalacak olması. Böylece milli iktisat fikrine uygun olarak milli küçük-burjuva haline gelebileceklerdi. Mülksüzleştirme ve Türkleştirme’nin yerel ayağı böyleyken bir de merkezi ayağı var. Bu da güvenilmez unsur addedilen Ermeni-Rum-Yahudi azınlıkların tasfiyesi, ülkenin homojen bir nitelik kazanması. Ayrıca yukarıda bahsettiğim yerel eşrafın iktisadi fayda bekleyişine neden olan milli iktisat politikası. Kısaca söylemek gerekirse İttihat ve Terakki iktidarı hızlı bir kapitalistleşmeyle devletin çöküşünün önüne geçebileceğini düşünüyordu. Kapitalistleşme sürecini başlatabilecek gerekli servet birikiminden yoksun Türk Ulus Devleti bu ilkel birikim sorununu azınlıkların mülksüzleştirilmesi üzerinden çözmeye çalıştı. Böylece, güvenebileceği, yerli ve milli burjuvazi yaratabilecekti. Bu açıdan gazete ve dergilerin milliyetçi, ırkçı ve antisemit yayınları, politikacıların ve bürokratların söylem ve demeçleri de yukarıda saydığım hedefleri kolaylaştırmaktadır.
4. 1934 Trakya Olayları, Ermeni ve Yahudi’ler üzerine yapılan şiddet ve baskı hakkında yaptığınız çalışmaları kısaca özetlersek neler söylemek istersiniz?
Ermeni, Rum ve Yahudilerin tasfiyelerini kapsayan olaylar devletin farklı stratejilerini içeriyor. Ama hepsinde bir “zor”, baskı ve şiddetten bahsedebiliriz. Ermeni Tehciri’nde, Edirne Tehcir’den yasal olarak muaf tutulmuş olmasına rağmen, Ermenilerin kovulduklarını görüyoruz. 1913’ten itibaren Rumlara yönelik saldırılarla Trakya ve Ege’yi terk etmeye zorlandıklarını görüyoruz. Keza 1923’teki Türk-Yunan mübadelesiyle de, geride kalan Rumların tasfiyesini izliyoruz. Yahudiler ise bu iki azınlığın tasfiyesinden sonra hedef haline gelmiş. 1934 Olaylarında, Ermeni ve Rumlara yapılan yoğun şiddet ve katliamlara tanıklık etmesek de, baskı ve korkuyla Trakya’yı terk etmeye zorlandıklarını görüyoruz. Olaylardan sonra geride kalan Yahudilerin gayrimenkullerini satarak Trakya hatta Türkiye’yi terk etmesine neden olacak olay ise Varlık Vergisi. Bu süreç bazen “sürgün”, “kovulma”, “Tehcir”, “mübadele” bazen de “vergi” üzerinden yürütülse de sonuç aynıdır. Etnik ya da dinsel bir azınlığın tasfiyesi. Ben bunun bir grubun ötekileştirmesi ve mülksüzleştirilmesi sürecinin genel anlamda Türkiye’nin 20. yüzyılının ilk yarısına özgü bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Ancak sonraki dönemlerde ötekileştirme ve mülksüzleştirme genel olarak gayrimüslimler üzerinden yaşanmayacaktır, ya mevcut ötekilerin iyice dışlanması ya da yeni ötekiler yaratılmasıyla mülksüzleştirme siyaseti işleyecektir.
 5.  2021 Türkiyesi’nde mülksüzleştirme ve ayrımcılık konusunda geldiğimiz noktada ne düşünüyorsunuz?
Ben mülksüzleştirme ve ötekileştirme süreçlerinin birbiriyle sıkı sıkıya bağlı olduğunu düşünüyorum. Ötekileştirme, Türkiye’de bazen Türkleştirme siyaseti üzerinden olabilir ama soylulaştırma/mutenalaştırma gibi yöntemler de bir ötekileştirme siyasetidir.  Genel anlamda ötekileştirme, mülksüzleştirme politikası için araç olarak kullanılıyor ve kapitalizmde ötekileştirme mülksüzleştirmenin hem habercisi ve hem de kolaylaştırıcısı. Örneğin, Tarlabaşı, Sulukule’de yaşayan halk ve o mahalleler şiddet, hırsızlık, gaspla anıldı. Oranın sakinleri ötekileştirildi/şeytanlaştırıldı ve bu süreci “kentsel dönüşüm” adı altında mahalle sakinlerini yerinden etme ve mekânı mutenalaştırma/soylulaştırma süreci izledi. Bu mahallelerdeki yeni yapılan binalar şirketlere milyon dolar kazandırdı. Bu günümüzde mülksüzleştirme ve ötekileştirmenin bir örneği. Aynısının yarın öbür gün Edirne’nin mevcut ötekisi olan Çingenelerin oturdukları mahallelerde de yaşanmayacağını kim garanti edebilir? Günümüzde bir diğer mülksüzleştirme örneği ise kamusal varlık olarak orman, arazi, nehir gibi doğal kaynakların özelleştirilmesi, halkın doğayla kurduğu ilişkinin kestirilip atılmasıdır. Bu şekilde kapitalist devlet başka “ötekiler” yaratarak ve onları mülksüzleştirerek kapitalistlerin ilkel birikimlerini ve sermaye birikimlerini yeniden üretmelerine katkı sunmaktadır. Kapitalist sistem ortaya çıktığı ilk andan itibaren daima ötekiler yaratmış ve bunları mülksüzleştirerek ihtiyaç duyduğu ilkel birikimi elde etmiştir ve var olduğu sürece de bu böyle devam edecektir.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Mülksüzleştirme ve Türkleştirme Edirne Örneği Üzerine

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Reklam
Giriş Yap

Edirne Gerçek Gazetesi - Edirne'nin Gerçek Sesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin