featured
Flipboard
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Bir çocuğun hayatını değiştirmek için bazen bir öğretmen yeterlidir; bir çocuğun hayatını karartmak için ise bazen yalnızca bir hüküm…”

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, 3-9 Ağustos 2026 tarihleri arasında çocuk adalet sistemini yakından ilgilendiren önemli bir kanun teklifini görüşmeye hazırlanıyor.

 

“Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, çocukların ceza sorumluluğuna ilişkin önemli değişiklikler içeriyor. Teklifte, bazı suçlar bakımından 15-18 yaş grubundaki çocuklara uygulanacak hapis cezalarının artırılması, belirli durumlarda yaş indiriminin uygulanmaması konusunda hâkime takdir yetkisi verilmesi ve bazı koşullarda 12-15 yaş grubundaki çocuklara daha ağır ceza rejiminin uygulanabilmesinin önü açılıyor.

 

Bunun yanında “suça sürüklenen çocuk” yerine “adli süreçteki çocuk” kavramının kullanılması, 15 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme raporunun zorunlu hâle getirilmesi, ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar için yönlendirme tedbirlerinin öngörülmesi ve kamu kurumlarının çocuk lehine daha etkin sorumluluk üstlenmesi ise olumlu gelişmeler olarak değerlendirilebilir.

 

Ancak tüm bu düzenlemelerin merkezinde cevap bekleyen çok temel bir soru bulunuyor:

 

Biz çocukları cezalandırmak mı istiyoruz, yoksa topluma yeniden kazandırmak mı?

 

Bu sorunun cevabı, yalnızca hukukçuların değil; anne babaların, öğretmenlerin, psikologların, sosyal hizmet uzmanlarının ve aslında hepimizin ortak sorumluluğudur.

 

Çünkü çocuklar, yetişkinlerden farklıdır.

 

Henüz gelişimlerini tamamlamamış, kişilikleri şekillenme aşamasında olan bireylerden söz ediyoruz. Nörobilim araştırmaları, dürtü kontrolü, risk değerlendirme ve sonuçları öngörme becerilerinin ergenlik döneminde hâlâ gelişmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır.

 

Tam da bu nedenle çocuk adalet sistemi, dünyanın hemen her demokratik hukuk devletinde cezalandırmadan çok rehabilitasyon ilkesine dayanır.

 

Bir çocuğun yaptığı hatanın elbette bir karşılığı olmalıdır.

 

Ancak bu karşılık, çocuğun geleceğini tamamen ortadan kaldıracak bir cezalandırma anlayışına dönüşmemelidir.

 

Çünkü ağır ceza, tek başına suçu ortadan kaldırmaz.

 

Asıl soru şudur:

Bir çocuk neden suça sürüklenmektedir?

Yoksulluk… Eğitimden kopuş…Aile içi şiddet…İhmal…İstismar…Madde bağımlılığı…Sokakta çalışmak zorunda bırakılan çocuklar…Gelecek korkusu…Önemsenmeme…Ötekileştirilme ve

Eşitsizlik…

 

Çocuk suçluluğu üzerine yapılan bilimsel çalışmaların büyük bölümü, suçun çoğu zaman bu nedenlerin sonucu olduğunu göstermektedir.

 

O hâlde yalnızca cezayı artırarak sorunu çözmeye çalışmak, hastalığın nedenini değil yalnızca belirtisini tedavi etmeye benzer.

 

Bir başka ifadeyle;

Çocuğu değiştirmeden yalnızca cezayı değiştirmek, toplumsal güvenliği kalıcı olarak sağlayamaz.

 

Elbette ağır suçlar toplum vicdanını derinden yaralamaktadır.

Mağdurların adalet beklentisi görmezden gelinemez.

Ancak hukuk, yalnızca öfkenin sesi değildir.

Hukuk aynı zamanda aklın, bilimin ve geleceğin de sesidir.

 

Bugün bir çocuğu yalnızca uzun yıllar hapse göndermekle yetinirsek, cezasını tamamladığında nasıl bir birey olarak topluma döneceğini de düşünmek zorundayız.

 

Cezaevinde umudunu kaybetmiş, eğitim hayatı kesintiye uğramış, meslek edinme fırsatı bulamamış bir gencin yeniden suç işlemeyeceğinin garantisi var mıdır?

 

İşte tam da bu nedenle çocuk adalet sistemi yalnızca mahkeme salonlarında kurulmaz.

Okullarda kurulur, aile içinde kurulur, mahallede kurulur, sosyal hizmetlerde kurulur,

psikolojik destek mekanizmalarında kurulur, spor salonlarında kurulur, sanat atölyelerinde  kurulur, kütüphanelerde kurulur…

 

Ve en önemlisi; fırsat eşitliğinin sağlandığı bir toplumda kurulur.

 

Kanun teklifinde yer alan sosyal inceleme raporlarının güçlendirilmesi, kamu kurumlarının sürece daha etkin katılması ve yönlendirme tedbirlerinin artırılması bu nedenle önemlidir.

 

Ancak bunların yalnızca kanun metninde kalmaması gerekir.

Her çocuk için yeterli sosyal hizmet uzmanı… Her okulda erişilebilir psikolojik danışmanlık…

Her ilde çocuk izleme ve rehabilitasyon merkezleri… Meslek edindirme programları…

Aile destek hizmetleri… Ve çocukların yeniden eğitim sistemine kazandırılmasını sağlayacak güçlü politikalar…

 

İşte gerçek çözüm burada başlamaktadır.

 

Çocukların geleceğini yalnızca mahkemelere bırakamayız.

Çünkü çocuk suçluluğu yalnızca bir güvenlik meselesi değildir.

 

Bu aynı zamanda eğitim politikalarının, sosyal devlet anlayışının, yoksullukla mücadelenin ve fırsat eşitliğinin de bir sonucudur.

 

Bir ülkenin gelişmişliği, çocuklarına verdiği ikinci şanslarla ölçülür.

 

Çocukları kaybetmek kolaydır.

Onları yeniden kazanmak ise sabır, emek ve güçlü sosyal politikalar gerektirir.

 

Bugün vereceğimiz kararlar yalnızca bugünü değil, on yıl sonrasını da şekillendirecektir.

 

Unutmayalım…

Ceza korku oluşturabilir. Ama umut değiştirir. Eğitim dönüştürür. Sevgi iyileştirir.

 

Ve adalet…

Gerçek adalet, yalnızca cezalandıran değil; yeniden ayağa kaldırabilen adalettir.

 

Çocuklarımızın geleceğini daha ağır cezalar üzerine değil, daha güçlü eğitim sistemi, daha etkin sosyal destek mekanizmaları ve daha adil bir yaşam düzeni üzerine inşa edelim.

 

Çünkü her çocuğun içinde, doğru zamanda uzanacak bir el sayesinde yeniden filizlenebilecek bir gelecek vardır.

 

Ve o geleceği korumak, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Çocuklarımızı cezaevlerinin duvarları arasında değil; okulların, kütüphanelerin, spor salonlarının ve sanat atölyelerinin içinde büyütelim. Çünkü bir çocuğu kurtarmak, yalnızca bir hayatı değil; toplumun ortak geleceğini kurtarmaktır.”

Çocukları Cezayla Değil, Gelecekle Buluşturalım
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.