Bugün 8 Mart.
Birçok yerde çiçeklerin dağıtıldığı, indirim kampanyalarının yapıldığı, kadınlara “özel gün” mesajlarının gönderildiği bir gün olarak sunuluyor. Oysa 8 Mart’ın gerçek anlamı ne bir kutlama ne de bir nezaket jestidir.
8 Mart, kadınların sömürüye, şiddete, yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı yükselttiği tarihsel isyanın adıdır. Bu yüzden bugün yalnızca eşitlik talep ettiğimiz bir gün değil; erkek egemen kapitalist düzenle yüzleştiğimiz bir gündür.
Çünkü içinde yaşadığımız düzen, kadınların görünmeyen emeği üzerine kuruludur. Evlerde çocukların, yaşlıların, hastaların bakımını üstlenen; mutfağı, temizliği, yaşamın devamını sağlayan milyonlarca kadın var. Bu emek hayatın sürmesini sağlıyor, ama çoğu zaman ne ekonomik bir değer olarak kabul ediliyor ne de sosyal güvenceye kavuşuyor.
Kadınların görünmeyen emeği olmasa, bugünkü ekonomik düzenin ayakta kalması mümkün değildir.
Tam da bu nedenle bugün kadın hareketi mor ekonomikavramını dile getiriyor. Çünkü ekonomi yalnızca büyüme rakamlarından, beton projelerinden ya da sermaye kârından ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda yaşamın sürdürülebilirliğidir. Bakım emeğini merkeze alan, kadınların omuzlarına bırakılan ücretsiz emeği kamusal politikalarla paylaşan bir ekonomik dönüşüm mümkündür ve gereklidir.
Öte yandan yeşil ekonomi vurgusu da tesadüf değildir. Doğanın talanı ile kadın emeğinin sömürüsü aynı zihniyetin ürünüdür. Ekolojik yıkım da, güvencesiz kadın emeği de aynı kâr hırsının sonucudur. Yaşamı değil, sermayeyi önceleyen bu anlayış sürdürülebilir değildir.
Bugün kadınlar yalnızca ekonomik adalet talep etmiyor; yaşam hakkını da savunuyor. Çünkü kadın cinayetleri artık bireysel trajediler değil, toplumsal bir sorunun göstergesidir. Bu nedenle yıllardır dile getirilen bir gerçek var: Kadın cinayetleri politiktir.
Şiddeti önlemek devletin sorumluluğudur. Bu yüzden “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” sözü bir slogan değil, hayatta kalma talebidir.
Kadınlar için eşit işe eşit ücret bir lütuf değil haktır. Güvenceli istihdam, sendikal haklar ve kamusal bakım hizmetleri sosyal adaletin temel koşullarıdır. Kadınları eve hapseden, emeğini değersizleştiren ve yoksulluğu kader gibi sunan politikalara karşı itiraz yükseliyor.
Bugün kadınlar korkmuyor.
Ne sokakları ne meydanları ne de hayatı terk ediyorlar.
Dayanışmanın gücüyle yeni bir toplumsal düzenin mümkün olduğunu biliyorlar.
Edirne’den yükselen ses de aslında bu gerçeği dile getiriyor:
Kadınlar yaşamı savunuyor. Emeğini savunuyor. Bedenini, doğasını ve geleceğini savunuyor.
Tam eşitlik sağlanana, bakım emeği görünür olana ve kadınlar özgürleşene kadar bu mücadele sürecek.
Çünkü 8 Mart bir kutlama günü değildir.
8 Mart, yaşamı savunan kadınların mücadele günüdür.


Yorumlar kapalı.