Aile arabuluculuğu sistemi, şiddeti ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirme riski taşımaktadır. Hayata geçirilmesi planlanan bu uygulama, mevcut eşitsizlikleri hukuk eliyle pekiştirecek,
Hukuk devleti ve laiklik ilkelerini zedeleyecek olan bu düzenleme; erkekler için boşanmayı kolaylaştırırken, kadınlar için neredeyse imkânsız hale getirecektir.
Boşanma davalarında nafaka, mal paylaşımı ve tazminat taleplerinin ayrı davalara konu edilmesi, kadınların haklarını yıllarca geciktirecek, ekonomik güvenceye erişimlerini engelleyecek ve adaletin sadece kâğıt üzerinde kalmasına yol açacaktır.
Zaten yavaş işleyen yargı sürecinde, bu ayrıştırma ile birlikte davalar daha da uzayacak; nafaka, mal paylaşımı ve tazminat konularının ayrı ayrı yargılanması kadınlar aleyhine yapısal bir sorun yaratacaktır. Bunun bedelini ise yine kadınlar ödeyecektir.
Uygulanması planlanan söz konusu sistemin tanıtımında; Avrupa’daki örnekleri gibi uygulanır olacağı yani güçlü sosyal hizmet ağlarına, bağımsız denetim mekanizmalarına sahip ve etkin güvenlik önlemleri ile yürütüleceği vurgulanmakta… Oysa Türkiye’de, ne yeterli güçlü sosyal hizmet ağları, ne de bağımsız denetim mekanizmaları var. Ayrıca etkin bir güvenlikten de bahsedilemez. Durum böyleyken bahsi geçen bu altyapı eksiklikler giderilmedikçe Avrupa’yı örnek göstermek, kamuoyunu yanıltmaktan öteye geçemez.
Türkiye’de güçlü sosyal hizmet ağları kurulmadıkça, bağımsız denetim mekanizmaları oluşmadıkça, ve etkin güvenlik önlemleri alınmadıkça uygulanacak her model, kadınlar açısından ciddi hak kayıplarına ve güvenlik risklerine yol açacaktır.
Çağrımızdır; kadınların haklarını ve güvenliğini korumak için, mevcut yasalara dokunmadan, özellikle de hâlen yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesi’nin etkin şekilde uygulanması öncelikli olmalıdır. Kadınların adalete erişimini zorlaştıracak ve hak kaybına neden olacak her düzenlemeden derhal vazgeçilmelidir.


Yorumlar kapalı.