-20 İLKTEŞRİN 1935 NÜFUS SAYIMI- 1935 TRAKYA KIPTİLERİ- ROMANLAR

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Cumhuriyet dönemi, 20 İlkteşrin 1935 nüfus sayımında Çanakkale, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ illerinde yapılan nüfus sayımında dilsel, dinsel, etnik kimlik unsurları üzerinden Kıptîlerin (Çingene) genel durumları üzerinden belirli tespitler ve görüşler sunma amacı yanında, etnik kimlikli unsurlar üzerinden görüş ve değerlendirmeler yer alacaktır. Değerlendirmelerin ana teması Çingeneler olmakla birlikte, bahse konu olan bilgiler, devletin ilgili kayıtlarında yer aldığından herhangi bir tarih tartışması yaratmamaya özen gösterilmiştir.


Yazının özünde; Cumhuriyet döneminde ikinci kez yapılan 20 İlkteşrin 1935 nüfus sayımında Çanakkale, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ illerinde yapılan nüfus sayımı üzerindeki dilsel, dinsel etnik kimlikli unsurların sayıları üzerinden hareketle, Çingenelerin genel durumlarını ve diğer dinsel ve dilsel etnik gurupları içermektedir.
Bir ülke içinde bulunan insan sayısının tespiti, ülkeyi yöneten devlet otoritesinin, sağlıklı siyasi ve ekonomik politikalar üretmesine yardımcı olur. Bu amaç doğrultusunda, devletler zaman zaman nüfus sayımına ihtiyaç duyarlar. Amaç ülkenin insan sayısının rakamsal büyüklüğü, ekonomik kalkınmaya destek sağlayacak insan potansiyelini belirlemek olduğu gibi, ülke güvenlik stratejisinin oluşturulmasına da yöneliktir.
Bununla birlikte ülkesinde bulunan insan sayısının belirlenmesi eğitim düzeyleri, yaş gurupları, mesleki durumları, dini ve dilsel tespitlerine de önem verirler. 20 ilkteşrin 1935 nüfus sayımında, nüfusun ana lisanları anlayışı doğrultusunda 1935 yılında yapılan nüfus sayımında, çizelgede yazılı ana lisan “Kıptîce” yazılmasının karşılığı Çingenedir. Osmanlı döneminde Mısır’dan göç eden kıptî kavminden olduğu zannından dolayı kendilerine kıptî denmiştir.
Bugünlerde daha çok kullanılma isteği Roman’dır. Ana lisan olarak Romanestir. Dünya’da en geçerli “Çingene” tanımı ile bilenen Romanlar, daha sonraları dil araştırmacıların Çingenelerin Hindistan’ın Kuzey kesiminden gelen Rom kavminden olan guruplar olduğu tespitine dayanarak, konuştukların dilin Batı Avrupa dil grubu sankristçe olduğu yönünde karara varmışlardır. Çingenelerin Hint Kast Sisteminin en alt grubunu oluşturan paryaların Rom kabilesinden olduğu düşünülmektedir. Çingenelerin dünyanın farklı coğrafyalarına dağılmaları konusunda çok farklı tezler ortaya atılmıştır. Çingenelerin dünya coğrafyalarına dağılmaları Hindistan’dan başladığı gibi, Mısırdan göç eden kıptîler olduğu yönünde farklı görüşler de bulunmaktadır. Çingene tanımı olumsuzluk ifade eden tanım olsa da kıptî veya Çingene karşılığına gelen tanım, Osmanlı da “yoksullar” olarak karşılık bulur. Avrupa coğrafyasındaki gibi ağır önyargılara dayanmaz. Hindistan’ dan göç etmek zorunda kalan Çingeneler, yaşadıkları ülkelerde huzura ve ekonomik yaşam seviyesine her zaman hasret kaldılar. Çingeneler, Avrupa’da yaşanan savaşlardan en fazla etkilenen kesimler olmuştur. Büyük zulümlere ve kıyımlara uğradılar. Osmanlı döneminde toplumsal anlamda bunlar yaşanmadı. Osmanlı ve cumhuriyet döneminde Çingeneler, göçebe yaşamları, toplum dışında tutulma, yoksulluk kaderleri olmaktan kurtulamadılar.
Osmanlı ve Cumhuriyet olmak üzere, devletin yazılı belgelerinde toplum huzurunu bozma yönünden çingenelerin karnesi de pek te hayırlı görünmediği yazılı belgelerde mevcuttur. Bu ciddi sorunlar farklı yönlerle devam etmektedir(!). Yoksulluk nedenlerine bağlı olarak yapılan suçlara yönelik devlet bu konuda iyileştirme politikası izlemediği gibi, toplumda suç potansiyeli olarak görülmesinin önünü açtı. “Hem devlet, hem de toplum, Çingeneleri günah keçisi yaptığı kadar dağ keçisine çevirmiştir”. Şimdilerde Romanlar, devletin ilgi alanına girmiş olmalarına rağmen, siyasetçilerin oy alanı olmaktan başka bir gelişim görememiştir. Devletin koruyucu anlayışı içinde bakıldığında “iki tarafın yaklaşımında eksik kalan ne var?” diye de düşünmek gerekir. En mantıklı tarafı, Çingeneler sorunlarının çözümü konusunda örgütlü bir mücadele yaratamaması, sosyal çözüme dayalı taleplerini siyasi iradelere ifade edememesidir. (eskiye dayalı)
Çingene (Roman) dili, unutulmaya yüz tutan diller arasında olmasının nedenlerin biri de toplumsal hafızada yer alan çingene önyargılarının oluşturduğu dışlanma ve aşağılanma endişesidir. Sosyal, kültürel, ekonomik seviyeleri yüksek olan Romanların büyük bir çoğunluğu romanesi bilmediği, bilenlerin de kullanma tercihi oluşmamıştır. Trakya’da Sosyal ve kültürel yönden gelişmemiş mahallerin bazılarında 50-60 yaş gurubu arasındaki Romanlar, kendi arasında sıklıkla olmasa da bu dili konuştukları bilinmektedir.

ÇİNGENELERİN YAŞADIKLARI DİLLERİNDE SAKLI KALDI.
1935 yılındaki nüfus sayımında Türkiye’de vatandaşların eğitim düzeylerindeki okuma yazma oranı yüzde 9.30 olarak belirlenmiştir. Yoksulluğun getirdiği koşullar nedeniyle göçebe bir yaşam süren Çingeneler de bu oranın ne kadar olduğunu bilmek veya tahmin etmek çok güçtür. Bir anlamda yok denecek bir durumdur. Osmanlının kiptileri, Çingeneleri, günümüz anlayışı ile Roman yurttaşlar daha düne kadar adli davalarda yazılı isimleri “esmer vatandaşlar” İdi. Kendilerinin Romanes yazılı tarih bilgi ve belgeleri olmadığı kadar, yaşadıkları acılar dillerinin içinde saklı kaldı. Kendi acılarını, sorunlarını romanes dilinde yazamadılar. Unutulmaya yüz tutan diller arasında yer alan Romanesin kullanım alanı olamamasının en büyük nedenlerinden biri de Çingenelerin iktisadi, sosyal ve kültürel anlamda güçlü olamadığından kaynaklanmaktadır. Cumhuriyetin ulus dil birliğini korumak amaçlı çok etnik kimlikli unsurların dil bağlamında Türkçe konuşma zorunluluğu getirilmiş olmasının yanında, etnik kimlikli unsurlar ana dillerini koruyabilmişlerdir. Büyük bir çoğunluk olmasa da Çingeneler de buna dâhildir. Trakya’nın bazı bölgelerinde bu dili kullandıkları bilinmektedir. Osmanlı devleti geniş coğrafya ya sahip olduğundan bünyesinde onlarca etnik kimlikli dinsel ve dilsel gurupları barındırmıştır. Sosyal ve yaşam kültürlerine müdahale etmeyen Osmanlı Hanedanlığının tek ilgilendiği konu; Halkın, devletin işleyişine ve alınan kararlara karşı çıkılmaması, vergi vermesi gereken kişilerin vergilerini zamanında eksiksiz olarak tahsil edilmemesiydi. Osmanlı döneminde dahi sefil bir yaşam süren çingenelerin varlığı tarihi belgelerde yazılıdır. Derme çatma teneke mahaller, yoksulluktan kırılan, sağlıksız ortamlarda yaşam mücadelesi, cahilliğin, cehaletin kol gezdiği dönemler. Bu tür sorunlar şimdilerde azalmış olsa da zaman zaman hoş görüntü yaratmayan yaşam manzaralarına şahit olunabiliyor.
Osmanlı döneminde kendi yoksulluğu altında ezilen Çingeneler, Osmanlının ağır vergi borçları ile daha da ezildiler. Göçebe bir yaşam süren çingeneler vergi ödeyecek durumları yoktu. Osmanlı döneminde vergi borçları nedeniyle kendilerine uygulanan katı kurallardan kurtulamadılar
Trakya nüfus anlamında resmi sayısal veri olmamasına rağmen sayı bakımından azımsanmayacak düzeydedir. Türkiye ülkesinde bulunan yurttaşlarına ve diğer yaşayan kimliklerin sayılarının belirlenmesi göz önüne almak üzere geliştirmekle zorunlu olduğu ekonomik kalkınmayı yararlı hale getirecek politikalarda Romanlar üzerinden iktisadi ve sosyal anlamda hiçbir çalışma yapılmadığı görülmektedir. 1935 yılındaki nüfus kayıt tespitlerine baktığımızda; Trakya da kıptî / Çingene nüfusu göçebe yaşam süren çingenelerin belirlenmediği de göz önünü alındığında ciddi bir nüfusa sahip olduğu görülebilir. 1935 nüfus sayımının yapılmasına yönelik karar 1934 yılında alınmıştı. Sayımın sağlıklı olamayacağına ilişkin beyanlar vardı. Göçebe yaşayanlardan söz ediliyordu. Bu kişilerin tespit edilememesi sağlıklı bir nüfus sayımı olamayacağı ifade ediliyordu. Çingenelerin göçebe bir toplum olması nedeniyle kırsal alanların dışında ikamet ettiklerinden büyük bir olasılıkla Çingene nüfusunun daha da yüksek olabileceğini söylemek mümkündür.
Ne acı bir tesadüftür ki; 1934 yılında alınan bir kararla, 1927 yılından sonra 1935 yılında ikinci defa nüfus sayımının yapılması kararı alındı. 1934 yılının 21 Haziran ile 4 Temmuz tarihleri arasında Trakya Bölgesi’nde Yahudilere karşı uygulanan şiddet, insani olmayan uygulamalar patlak vermeye başlamıştı. Tahminen 15 bin Yahudi cemaatinin Trakya’yı terk etmesine yol açtığı yazılı kaynaklarda belirtilmektedir. Yine yazılı kaynaklara göre; Hüseyin Nihal Atsız, yazmış olduğu kışkırtma yazılarının da büyük etkisi olmuştur. Bu dönem içerisinde H. Nihal Atsız, faşist ve ırkçı yaklaşımlarla sadece Yahudilere değil, Çingenelere yönelikte kışkırtma söylemlerinde bulunmuş, Çingenlerinde ülkeden çıkarılması gerektiğini savunmakla birlikte, Türk kimliğine uymayan kişiler olarak nitelendirmiştir. 1934 Trakya olaylarında Çingeneler de çok zor günler geçirmiştir. (tanığa dayalı beyandır. Kaynak Ali Şallı, Hafize Karabayır)
Yine yazılmış ve belgeye dayanan bir husus…devamı haftaya

Turan ŞALLI

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
-20 İLKTEŞRİN 1935 NÜFUS SAYIMI- 1935 TRAKYA KIPTİLERİ- ROMANLAR

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Reklam
Giriş Yap

Edirne Gerçek Gazetesi - Edirne'nin Gerçek Sesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin