Yılın en güzel zamanlarından birinde, adını taşıdığı mevsimde aramızdan alındı Bahar Aksu.
Henüz hayatının baharındaydı. Hayalleri vardı, umutları vardı ve hayatı vardı, kim bilir kime “anne” diyeceği bir günü bekliyordu… Ama olmadı. Bahar, bu ülkede her gün susturulan, görmezden gelinen bir çığlık olarak kaldı.
Türkiye’de kadın olmak çoğu zaman bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor.
Evde, sokakta, iş yerinde, okulda… Kadınlar sürekli bir tehlikenin gölgesinde yaşıyor. Erkek egemen sistemin, kadın bedeni üzerindeki tahakkümü, sadece ekonomik eşitsizlikle, işsiz bırakılmakla sınırlı değil; kimi zaman da Bahar Aksu’da olduğu gibi en acımasız biçimde, yaşam hakkının gasp edilmesiyle sonuçlanıyor.
Bahar Aksu’nun adı, bir cinayet haberinde geçtiğinde tanıdık. Ama o, sadece bir “haber” değildi. O, bu topraklarda her gün yeniden yazılan bir acı hikâyenin kahramanlarından sadece biriydi.
Ve ne yazık ki, bu ülkede kadınların kaderi hâlâ adalet yerine taziye, ceza yerine cezasızlık, yaşam yerine ölüm oluyor.
Ve her bir kadın cinayetinde tekrar tekrar aynı sözler söyleniyor:
“Kadın cinayetleri politiktir.”
Ama bu politik sorumluluğu almak istemeyenler ise her zaman olduğu gibi hep üç maymunu oynuyor.
İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararnamesiyle feshedilmesinin ardından, kadınların güvencesi daha da azaldı. Oysa Bahar Aksu gibi nice kadın, bu sözleşmenin varlığıyla belki de bugün hâlâ aramızda olabilirdi.
Kadınlar korunmak istemiyor, yaşamak istiyor.
Bir yasağın gölgesinde değil, özgürce gülmek istiyor.
Kendi kararlarını alarak, kendi yollarında yürümek istiyor.
Ama Bahar’ın yürüyüşü yarım kaldı.
Onun düşleri karanlıkta kayboldu.
Annesinin yüreğinde kapanmayacak bir boşluk, toplumun vicdanında büyüyen bir utanç bıraktı.
Bahar Aksu’nun hikâyesi, sadece bir kadın cinayeti değil; hepimizin sınavıdır.
Devletin, hukukun, toplumun, basının ve bizlerin… Çünkü her sustuğumuzda, her alıştığımızda, her “bir kişi daha eksildik” deyip geçiştirdiğimizde, bir sonraki Bahar için toprağı kazıyoruz.
Ve biz biliyoruz ki;
Bir Bahar solduğunda, arkasından yalnızca yapraklar dökülmüyor.
Bir toplumun vicdanı da kuruyor.
Susmayacağız.
Unutmayacağız.
Bahar Aksu’nun adını yazılarımızda, pankartlarımızda, kalbimizde yaşatacağız.
Ta ki hiçbir kadın, bir daha “sıra bende mi?” korkusuyla uyanmasın.


Yorumlar kapalı.