‘YAPIN BENİ ÇERİBAŞI, YAPAYIM SİZİ KÖŞE BAŞI’

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye’de yaşayan Roman topluluklar, Türkiye AB müzakerelerinde kültürel farklılığı ile ilerleme raporlarında yer aldı. Türkiye’nin Romanlara yönelik taahhütlerini oluşturdu. Siyasi iradenin Roman Açılımı altında gerçekleşen toplantıların ardından, çok sayıda AB projeleri altında sayısız Roman toplantıları gerçekleşti. Sorun neydi? Diye sorulmadan önce kısa bir tarih gezintisi yapmak, konuya ışık tutması bakımından önemlidir. Osmanlı ve Cumhuriyet olmak üzere Roman topluluklar devletin ilgisizliğine, sosyal anlamda kendi çaresizliğine terk edilmiştir. Sosyal devletin eşitsizliği altında eziliyor, tarihsel önyargılar ve sosyal ayrımcılığın derinliğinde yer alıyordu.( halen devam etmektedir) AB’nin Türkiye’de yaşayan Roman topluluklara yönelik kültürel ve sosyal gelişimlerine yönelik ayırmış olduğu fon kaynağı hazır bekliyordu. Fon kaynağının sivil toplum örgütleri tarafından kullanılması AB’ nin temel önceliği idi. Sahayı iyi kullanmak isteyen Roman olmayanların devrede olduğu yıllar, sorun tespiti uygulamada doğru yapılamadı. Hak mücadelesi fikri oluşmadan, projeden pay kapma fikri oluştu. Pasta (bütçe) çok büyük üstü tamamen çikolata kaplıydı.

Türkiye’nin üyelik müzakeresinde oluşturulan fon havuzunda devletinde parası bulunuyordu. Bu fon kaynağı, iktisadi, kültürel, doğa ve çevre, insan hakları vb. konular içindi. Fon kaynaklarının kullanımı bir anlamda Türkiye’ye yabancı paranın girişi demekti. AB’nin dezavantajlı guruplar olarak gördüğü Roman topluluklara ilgi göstermesinin temel nedeni nedir? Yanıtına bakıldığında; Avrupa coğrafyasında 12 milyon Roman nüfusundan söz edilmektedir. Roman nüfusunun çok büyük bir kısmı, Türkiye örneğinde olduğu gibi, büyük sosyal sorunlar yaşamaktadır. Eğitim düzeyleri çok düşük olmasıyla, düzenli bir meslekleri olmadığı, kalifiye eleman olma özelliği bulunmadığı, sosyal entegrasyonu karşısında büyük çıkmazlar yaşamaktaydı. Kısaca ‘senin ülkende kültürel farklılığı ve ekonomik yoksunluğu olan Roman vatandaşlarınla ben seni AB’ye üye alırsam hele ki serbest dolaşım hakkı olduğu sürede sürekli sorun yaşarım’ düşüncesiyle hareket etmektedir. ‘Ola ki tam üye olduğunda ben bu sorunlarla karşılaşmak istemiyorum’ anlayışı içinde Roman sorunları müzakerelerde başlıkların içinde yer aldı. Şu gerçeği de unutmamak gerekir. Ne hükümetin AB’ ye üye olma gibi bir hedefi var. Ne de AB’nin Türkiye’yi tam üye yapmak gibi bir niyeti var. Türkiye’de Roman yurttaşlara yönelik Roman Eylem Plânının hazırlanması yine AB’nin isteği doğrultusunda olmuştur.

ROMAN SOSYAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ AB FONLARININ KADERİNE TERK EDİLMEMELİDİR!

2016 yılında Resmi Gazete’ de yayımlanan ‘Roman eylem planı’ Roman edebiyatına döndü. Sosyal sorunların aşılması için eylem planında beklenen fon kaynakları bölümünde: Genel Bütçe ve Genel Fonlar olarak belirtilmiştir.

Genel bütçeye bakıldığında; Sosyal devletin gereği olmasının yanında, ihtiyaç sahibi tüm bireylere yetmeyen bir bütçedir. Romanlar özeline bakıldığında; Genel Fonlar olarak nitelendirilmesi yine AB fonlarına dayalıdır. Yasal veri olmamakla birlikte; üç milyona yakın Roman sosyal guruplar, yoksulluğa bağlı eğitim, istihdam, barınma, sağlık sorunları ile boğuşmaktadır. AB ilişkilerinin çıkmaza girdiği bir dönemde, demokrasi tartışmaların olduğu bir süreçte, umudu genel fonlara bağlamak gerçekçi yaklaşımdan çok uzaktır. Türkiye’de yaşayan Romanlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır. Umudu dış fonlar üzerinden sağlamak yeterli olmayacaktır. AB’nin bakış açısı ‘senin sorunun’ der işin altında çıkar! Sosyal devletin gereği olarak, sosyal iyileştirmelere yönelik yüksek düzeyde bütçe ayrılmasına ihtiyaç vardır.

Roman yurttaşların sosyal sorunların çözümü Genel Fonlara bırakılması, kendi kaderlerine bırakmak anlamına gelir. Türkiye’de Roman yurttaşlara yönelik konuşulmadık, yazılmadık, çizilmedik konu kalmadı. Söylem var eylem yok! Romanların hikâyesi devam ediyor. Yani; sosyal eşitsizlik ve ayrımcı yaklaşımlar devam etmektedir.

Doğruların bir gün ortaya çıkma gibi bir huyu olduğu gibi, doğruları yazanın da bir gün bu tür gerçekleri yazma huyu ortaya çıkar. Hasta belli,(Romanlar) doktor belli, (siyasi irade) reçete belli Ancak hastayı iyileştirmek için ilaç alacak para yok! Yıllar önceki heyecan çoktan heyelan olmakla birlikte, Roman baharı da göçtü gitti.

Benim de doğruları yazmak gibi bir huyum var. Yazılarımda sıkça kullanırım. “Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel, kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için en değilim. Daha değilim. Bu devasa iddiasızlığın bana verdiği özgürlüğün hastasıyım.” Diye. Roman alanını, hak kullanma alanı görmek sivil toplumun gereği olduğunu düşünmekteyim. Özetle: Ne siyasete, ne de kişilere yönelik yaranma (yalakalık) niyetim olmadı. Demokrasiye, hukuk değerleri ve temel haklar konusunda iç dünyamın sesini dinlerim. Ümmet değil, vatandaş millet kavramına değer veririm.

Türkiye’de Romanlara yönelik, yaklaşık yirmi yıla yakın tartışılan konuşulan yazılan, çizilen Tüm mesele; Roman yurttaşlarımızın diğer bireyler ile sosyal ve ekonomik anlamda kaynaşabilmesidir.

Bunca yıl karşımıza iki görünür mesele çıktı.

  1. ROMAN NÜFUS ALANINI SİYASETTE OYLARI İÇİN KULLANMAK
  2. ROMAN NÜFÜS ALANINI AB PROJELERİNDE KULLANMAK
  3. ROMAN ALANINI KİŞİSEL ÇIKARA DAYALI GELİŞTİRMEK

En büyük sorun, meseleye doğru yaklaşımlar üzerinden gidilmemesidir, Sahanın içinde Roman kadınlar yok! Çocuklar yok! Entegrasyon yok! Projelerin merkezinde doğru yaklaşımlar üzerinden gidilmesi gerekir. Yapılan her proje çalışmasında kamu ile işbirliğine ihtiyaç bulunmaktadır.

YAPIN BENİ ÇERİ BAŞI YAPAYIM HEPİNİZİ KÖŞE BAŞI’

Yukarıda yazılı üç hususun özeti: “Yapın beni çeribaşı yapayım sizi köşe başı” Bazı Roman dernek başkanlarının facebook sosyal medya hesaplarında çeribaşı (milletvekili) olmak için köşe başında bekliyor. Roman dernek başkanlarının toplum üzerinde hedefi yoktur. Roman alanını kullanarak Çin pazarında, Çingene pazarlığı yaparak kendilerini siyasette pazarlama gayretindeler. Daha önce birkaç yazımda yazmıştım. ‘Çingene çadırı içindeyiz’ Diye. Çadır şimdilik sessiz! Seçim zamanı çadırdan çıkacak olan sesleri şimdiden duyar gibiyim.

Türkiye’nin siyasal ve ekonomik koşullarında ‘kim nasıl götürürüz!’ hesabında. Roman denen konu Türk Dili ve Edebiyatı derslerinde kaldı. Çingene çadırının içinde her şey var: Bilgisi yok! ama fikri var. Demokrasi bilinci yok! Siyaset bilinci var. İlkokul mezunudur ama sanki profesör. Bir anlamda bulunmaz Hint kumaşı! Allah bu tür Roman dernek başkanlarından Romanları korusun! Türkiye’de gelinen noktanın özeti: Roman sosyal sorunları hikâye oldu. İki türlü kişilik türedi. Bazı Roman dernek başkanları ve siyasetçilerin ortak arzusu: “yapın beni çeribaşı (milletvekili) yapayım sizi köşe başı!” Acaba yaparlar mı bizi köşe başı? Yolumuz çok uzun. Çingenenin ne Roman sorunu, ne de hikâyesi biter!

Turan ŞALLI

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
‘YAPIN BENİ ÇERİBAŞI, YAPAYIM SİZİ KÖŞE BAŞI’

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Reklam
Giriş Yap

Edirne Gerçek Gazetesi - Edirne'nin Gerçek Sesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin