h Dolar %
h Euro %
h Altın (Gr) %
h Tam Altın %
h Bitcoin %
h Ethereum %
h Tether %
22 °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

KİM ÇİNGENE KİM ROMAN!

ad826x90

Çingene/Romanlar, ulus devletler oluşmadan önce gittikleri her ülkede zorlu koşullar yaşamalarına rağmen varlıklarının sürdürebilmişlerdir. O dönemlerde sınır giriş kapıları ve pasaport dertleri yoktu. Kültürel yaşam tarzları, ulus devletlerin politikalarına konu olmuş hatta dini yapıların (kilise) baskılarına uğramışlardır. Tarih araştırmacıların ve dil bilimcilerin Hindistan’dan geldikleri kanısına vardıkları bu insan toplulukları, Çingene mitolojisinde İsa’nın çarmıha gerilmesinde kullanılan çivilerin Çingeneler tarafından üretilmiş çiviler olduğu düşüncesinden hareketle Çingenelerin ‘Tanrı tarafından lanetlendiği, yaşamları boyuncu sürekli göçebe kalma cezası ile cezalandırdıkları’ yazılıdır. Çingene mitolojisinde buna benzer çok sayıda hurafeler bulunmaktadır. Kötü örnekler sürekli Çingene algısı üzerinden götürülmüştür.
“Çingeneler kimdir? Yanıtı daha anlaşılır bir dille; yüzyıllar önce anavatanları Hindistan’ı savaşlar, doğal afetler, siyasi baskılar nedeniyle göç etmek zorunda kalan ve yüzyıllar önce Avrupa coğrafyasında görülen, çok farklı bir yaşam kültürüne sahip, bugün Çingene/Roman denen insan topluluklarına verilen genel bir tanımdır.
Avrupa, yazılı kaynaklar incelendiğinde Avrupa’da ilk görülmeye başladıklarında fiziki anlamda ‘kıyafetlerinin yıpranmış halleri, bakımsız yüz hatları, perişan halleri, ten renkleri, göçebe yaşam şekilleri konuştukları dilleri, felsefi yaklaşımları, yerli halklar tarafından sürekli dışlanmalarına yol açmıştır. Yaşam tarzlarından dolayı dokunulmaması gereken topluluklar anlayışıyla “aşağılanma” anlamını içeren Çingene kelimesi üretilmiştir. İktisadi ve kültürel anlamda güçlü olmadıklarından yerli halklar arasında bütünleşme sağlanamamıştır. Çingeneler, Hindistan Kast Sisteminin en alt sınıflarını oluşturan paryalar olarak da düşünülebilir. Paryalar tüm üst kimlikli sınıfların dışladığı, aşağıladığı nefret objesi olarak görüldüğü, yoksulluğun derinliğinde korunmasız insan topluluklarıdır
Çingene tanımının üretilmiş kökleri Avrupa coğrafyasına dayalıdır.
Avrupa coğrafyasında Romanların büyük çoğunluğu nesiller boyunca Güneydoğu Avrupa’da yüzyıllar boyunca ve Orta Avrupa’da en geç 19. yüzyılın son üçte birinden beri kalıcı olarak yaşamasına rağmen, Göçebelik “Çingene yaşam biçimi” olarak kabul edilmektedir. Bu tanım, romanlar içindeki bir azınlığın farklı yaşam biçimleri sadece bir bütün olarak bu gruba yanlış bir şekilde genelleştirilmekle kalmaz, aynı zamanda biyolojik veya kültürel bir sabit olarak da atfedilir
Türkiye’de son yirmi yıl içinde Roman kültürü denen konunun, incik boncukla süslenen makyaj haline getirilen eğlence kültüründen başka bir şey değildir. Şatafatlı düğünlerin, eğlencelerin ardında saklanan sosyal çıkmazların ekonomik karmaşası vardır. Eğlence ve müzik kültürünün arka duvarında yoksulluk gizlenmiştir. Toplumsal hafızada Çingene ile Roman tanımı pek fazla bir şeyi değiştirmiyor. “Roman” tanımı aşağılanma ve dışlanmadan kurtulma öğesi olarak görülmekte, “Roman” biraz daha üst kimlik olarak algılansa da ortak hafıza Çingene’dir. Yüzyıllar önce Hindistan’ı farklı zamanlarda terk eden halklar (Çingene) genel anlamda Çingene olarak tanımlanmış olmalarına rağmen bulundukları yerlerde icra etmiş oldukları meslekler, karakteristik özelliklerine, geldikleri yerlere dayalı adlandırmalarda almışlardır. Roman tanımı 1971 yılından sonra alınan bir kararla gündeme gelmiştir. Nedeni Hindistan’ın Kast sisteminde yer alan Rom guruplarından olduğu, dillerinin Romanes olmaları gerekçesinden Roman olarak tanınma isteği ile birlikte, Çingene imgesinin içinde barındırdığı tüm olumsuzluklardan kurtulma isteğidir.
Çingene ile Roman arasındaki farkı biraz daha modern yaşamın bir parçası olmak, medeni olmak, üst kimlik kazanma olarak düşünülmektedir. Romanlar arasında dahi sınıfsal mücadelenin olduğu görülebilmektedir.
Çok farklı Kültürel kodlara sahip olan Roman nüfus grupları kimlik arayışı üzerinden değil, sosyal yaşama dâhil edilememe sorunu ile karşı karşıyadır. Bunun en temel nedeni iktisadi yönden güçsüz olmalarıdır. Yaşanan sorun daha anlaşılır bir deyimle ekonomik güçsüzlüktür. Bu durum doğal olarak yaşam biçimlerine yansımaktadır. Özellikle eğitim seviyelerin çok düşük ve kırılgan kapalı bir toplum olmaları engelleri aşmada sorun olabilmektedir. İşsizliğin oluşturduğu ekonomik güçsüzlük eğitim, barınma, sağlık sorunlarını derinleştirmektedir. Can yakıcı tarafı işsizliğin daha da yaygın hale gelmesi ile madde bağımlılık oranları Roman mahallerinin çoğunda salgın haline dönüşmüştür.
Türkiye’de Roman yurttaşların çok büyük bir bölümü devletin sosyal yardım politikalarına muhtaç olduğu resmi kayıtlardan anlaşılmaktadır. Yaşamsal ihtiyaçlarının büyük bir kısmını oluşturan yiyecek ürünlerine ulaşma tercihleri genelde mahallesinde bulunan Roman bakkaldan alışveriş alışkanlığına yansır. Beş liralık seçeneklere bağlı alışveriştir. Beş liralık sıvı yağ, beş liralık peynir, beş liralık zeytin vb. şeklinde sıralamak mümkündür.
Toplumun/bireyin ayrımcılığından şikâyet eden Roman yurttaşlar kendi içlerinde de ayrımcılık yaşamaktadır. Düğünlerde şatafatlı kıyafetler içinde atılan manilerde kendilerini öven, kıskançlık yaratan sözler, ekonomik anlamda üstün gösterme gayretleri psikolojinin dışa yansıması olsa gerek.
Roman gurupların kimlik sorunu değil, insani sosyal sorunları vardır. Dilleri kısmen yok oldu. Göçebe yaşam sona erdi. Romanların sosyal gelişmişlikleri hayal oldu.
Kim Çingene, kim Romana en iyi örnek: insanların sosyal ihtiyaçlarını zorluk çekmeden yerine getirebiliyorsa iyi insan, kötü insan, eğitimli insan, eğitimsiz insan kavramlarından yola çıkarak ahlâklı insan olabilme üzerine olmalıdır. Bugün kim Çingene kim Roman? Diye konu açıldığında günün pratiği ve sosyolojisi üzerinden en doğru yaklaşımı bulmak mümkündür. Günümüz koşullarında Avrupa’da halen Romanların veya buna karşıt gelecek tanımlamaların içinde yer alan Çingene guruplar halen bulundukları devletler için sosyal entegrasyon, ekonomik bir sorun olarak durmaktadır. Sorunlar kamusal alana çıkıldığında kültürel farklılıklar hoş görüden çok uzak kalıyor,
Ancak öyle bir zaman gelir ki kamusal alanda bir Roman kadının yüksek sesle ulu orta söylemiş olduğu ahlaki olmayan bir küfür, Roman/Çingene tanımlamalarını tamamen yok eder. “Bu kadar da olmaz” tepkisini oluşturur. Ahlaki sorunu tartışmaya açar. ÇİNGENE” imgesi yeniden oluşur.
Türkiye’de Çingene/ Roman tanımı da reddeden eden Romanlar vardır. Bu iki tanımda “ayrıştırıcı” olduğu düşüncesindedirler. “Kimliğimizi yıllar önce bu topraklarda aldık, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” demekle haksızlar mı? Ülkemizin kültürel farklılıklarını zenginlik sayıp, ortak kültürün korunması asıl hedef olması gerekirken, maalesef son yıllarda etnik kimlikler üzerine siyaset geliştirilmesi kutuplaştırmanın yolunu açmaktadır. Siyaset dili ülke vatandaşlığı üzerine değil, “Benim Kürt kardeşlerim, benim Roman kardeşlerim” şeklinde kurgulanmaktadır. Romanların kimlik sorunu değil, sosyal yaşam sorunu vardır. Sorunun aşılması eğitimle mümkündür.
Kim kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın! gerçek olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında kültürel farklılar içinde birlikte yaşama kültürünün korunmasıdır.
Çingene tanımı genel de küçümseyici ve aşağılama amaçlı olarak kullanılmış olsa da, tanımın hangi niyet açısından kullanıldığı da önemlidir. İçinde nefret söylemi yok ise sorunda olmamalıdır. Ancak “Çingene” tanımı kapalı ve kırılgan toplum üzerinde olumsuz psikolojik etkiler yaratıyor, yaşama biraz da empati ile bakmakta fayda vardır. En büyük eksiklik bu olsa gerek. İnsanların ten rengi, fiziki görünümünden daha çok insan sevgisi ile konuya bakmak gerekir. Ekonomik gücü yüksek olan Roman bireyler ne Çingene, ne de Romandır. Gücü ekonomisinde saklıdır. Yeter ki, Roman birey güvenilir, ahlaki ve samimiyet duyguları içinde olsun. Çingene kimdir? Yanıtı Romanlar arasında “dilidir, kıyafetidir, eğitimsiz, uyumsuz ağzı bozuk kişidir, medeni olmayan kişidir” şeklinde yoğun bir görüş vardır.
Türkiye’de maalesef en büyük sorun maddi ve manevi ahlaki erozyondur. Kutsal saydığımız Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bizlere ister Çingene, ister Roman densin, vatan sevgisi içinde insani değerleri yitirmeden, temel haklara sahip çıkarak samimi ve ahlâklı olmak gerekir.

Turan ŞALLI

ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Brezilya – Arjantin Karşılaşması ve Polis Müdahalesi

HIZLI YORUM YAP