h Dolar %
h Euro %
h Altın (Gr) %
h Tam Altın %
h Bitcoin %
h Ethereum %
h Tether %
22 °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

-20 İLKTEŞRİN 1935 NÜFUS SAYIMI- 1935 TRAKYA KIPTİLERİ- ROMANLAR-2

ad826x90

Geçtiğimiz hafta yayınlanan -20 İLKTEŞRİN 1935 NÜFUS SAYIMI- 1935 TRAKYA KIPTİLERİ- ROMANLAR’ yazının devamı…

“HALK İSTERSE BENİ DE KOVAR!”
İran Şahı Rıza Pehlevi ile birlikte yurt gezisinde olan Mustafa Kemal, 25 Haziran 1934 sabahı Çanakkale’ye gelmişti. Yakup Borakas 1987’de yayımlanan “Türkiye’de Yahudi Toplumlar” adlı eserinde ziyareti şöyle anlatmıştı:

Halkın “yaşa, var ol!” nidaları arasında Atatürk otomobilden indi. Alkışlar devam ediyor, o da halkın ortasında ilerliyordu. Garip bir tesadüf ve talih eseri olarak Atatürk bizim önümüze gelince hafif bir duraklama yaptı. Halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu.
Tam bu esnada yanımda bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hararetli konuşan Yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve Ata’nın önüne atıldı. Muhafızlar mâni olmak istediler. Atatürk “Bırakın gelsin!” dedi.
Bu Musevi vatandaş, Atatürk’ün önünde ellerini açtı, omuzlarını yukarıya kaldırarak:
“Paşam bizi kovuyorlar. Biz ne yapacağız?” dedi.
Atatürk bu şekilde önüne atılan bu adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı. Buna rağmen sordu:
“Sen kimsin?”
“Ben, Paşam, Çanakkale Musevilerinden Avram Palto.”
“Sizi kim kovuyor? Hükümet mi? Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle.”.
Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:
“Hayır paşam, halk kovuyor.”
Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi ve:
“Halk isterse beni de kovar,”
(kaynak: https://www.avlaremoz.com/2016/06/21/1934-trakya-olaylari-ayse-hur/) demekle günün şartlarına uygun bir yaklaşım tarzı sunmuştur. Çünkü Atatürk yaşanan sorunları çok iyi biliyordu.
Yahudiler genel anlamda ticarette söz sahibi idiler. Türk ve diğer kimlikli unsurların tarım ürünlerini ucuza kapatıyor, tefecilik gibi faaliyetleri toplum üzerinde ağır ekonomik ezilmelere yol açıyordu. Krediler vererek sürekli borçlandırıyorlardı. Tam anlamıyla ekonomik sömürüydü. Atatürk bu gerçekleri çok iyi biliyordu. Sonuç; Yahudi cemaatine yönelik insanlık adına yakışmayan üzücü, kahredici, çirkin olayların yaşanmasına kadar varmıştı. Bu yaşananlar, Yahudi cemaatinin ticari ahlaksızlığının getirdiği bir sonuçlardır. Yine de insanlık adına utanç verici hadiselerdir.
1935 yılındaki Çanakkale, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli nüfus verileri üzerinden Kiptî, Çingene nüfusuna bakıldığında:

Çanakkale: Erkek 169, Kadın141 Toplam= 280
Edirne : Erkek 870 Kadın 873 Toplam= 1743
Kırklareli : Erkek 261 Kadın 250 Toplam= 511
Tekirdağ : Erkek 163 Kadın 195 Toplam= 558
Olarak belirlenmiştir. Genel toplam olarak 3092 olduğu görülmektedir.

Etnik kimlikli, çok dilli ve kültürlü olan Osmanlı Devleti, Cumhuriyet Türkiye’sinde sayısı çok azalmış alsa da yerini korumuştur. 20 ilkteşrin 1935 nüfus sayımında görüldüğü üzere Çanakkale, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ nüfus bilgilerinde Balkan kökenli etnik kimlikleri görmekteyiz. Osmanlının Balkan’lardaki hâkimiyetinin olduğu dönemlerde, Osmanlıya dinsel olarak Müslüman olan etnik kimlikler arasında Arnavut, Pomak, Boşnaklar yoğun bir nüfusa sahipti. Özellikle Pomak vatandaşlarımızın sayısının yüksek olması dikkate değerdir. Birlikte yaşama kültürünün içinde Pomak yurttaşlarımızın önemini iyi kavramımız gerekir. Yine farklı bir açıdan baktığımızda, Kürt vatandaşlarımızı da bu coğrafyada görüyoruz. Bunlar bizim ortak yaşam değerlerimizdir. Diğer dilsel kimliklere baktığımızda; Çerkesler ve Tatarların da kendi anadilleri vardı. Kendilerinin üzücü yaşanmışlıkları vardır. Sovyet rejiminin kendilerine uyguladığı ağır zulümler, siyasal, politik ve kültürel baskılar sonunda Osmanlıya sığınmak zorunda bırakıldılar.
Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde de unutulan yok, sayılan devletin ilgi göstermediği Çingeneler, tarihsel belirsizlikler, devletin hafızasının olumsuz sonuçlarından etkilenmiştir.

1934 İskân Kanununun 4. maddesi:
a-Türk kültürüne bağlı olmayanlar
b- Anarşistler
c- Casuslar
ç- Göçebe çingeneler
d- Memleket Dışına Çıkarılmış olanlar, Türkiye’ye muhacir göçmen olarak kabul edilmez. İfadeleri ayrımcı bir yaklaşım içermekteydi
Göçebe Çingeneler tanımı ile “Polisin Disiplinine Dair Talimname” de, güvenilmemesi gereken, tedbir alınması gereken şahıslar arasında “esaslı bir mesleği olmayan Çingeneler” den bahsedilmektedir. Gerek 1934 İskân Kanunu, gerekse, İçişleri Bakanlığı Polisin Disiplinine Dair Talimnamesi” devletin Çingenelere ayrımcı bir bakış açısını yansıtıyordu. 1934 sayılı iskan yasası ile
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sındaki madde 9- eşitlik ilkesine aykırılık taşıyordu.
“Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”
1934 yılındaki Çingenelerde ilgili yasa metninin değiştirilmesi yönünde ilk kanun teklifini veren Edirne eski milletvekili Erdal Kesebir olmuştur. Kaldırılmasına yönelik meclis başvurusu dönemin siyasal koşulları gereği işleme konmamıştır. Bu ayrımcı yasalar AKP iktidarında kaldırılmış olması olumlu gelişmeler olarak değerlendirilmesi gerekir. Diğer bir değerlendirme olarak Trakya’da en çok nüfusa sahip Roman vatandaşlar, ekonomik düzeylerinin çok yetersiz olması, kültürel ve sosyal düzeyde geri kalmışlıktan kurtulamadığı görülmektedir. Konuya Türkiye bağlamında bakıldığında, sonucun aynı olduğu görülmektedir. Türkiye’nin 1980’li yıllarda gelişmekte olan ülkeler arasında gösterilmesine rağmen 2021 yılında dahi gelişmekte olan ülkeler arasındaki yerini korumaktadır. Güçlü bir ekonomik yapı kuramayan Türkiye, sosyal eşitsizliğin daha da arttığı, gelir adaletsizliği, demokrasi kaybına uğradığı görülmektedir. Trakya’da yoğun bir Roman vatandaş olmasına rağmen halen kalıcı sosyal politikalardan yoksundur. 2010 yılında başlayan Roman açılım politikaların eyleme geçememesinin koşullarının en önemlisi ekonomik finans sağlamanın güçsüzlüğünden, izlenmesi gereken metotların sağlıklı belirlenememesi olduğu açıkça görülmektedir. Devletin kurumları arasında Roman toplumuna yönelik bir güvensizlik var mıdır? Veya Romanları sosyal ve ekonomik gelişmenin içine dahil etmenin güçsüzlüğünü mü taşıyorlar? Diğer bir deyişle AKP, Romanlara yönelik kalıcı politikalar devletin sosyal yardımları ile götürmek tercih haline mi dönüştürüldü. Herkesin bildiği ne yazık ki, Roman sivil toplumun AKP’nin Roman Açılımı politikası bir popülizm politikasına dönüştürüldüğü dillendirilmese de gelinen durum kendisine kanıtlamaktadır. Dillendirilmeyen bir konuda, Roman açılımı devletin resmi belgesine dönüşememesidir. Parti politikaları ile yürütülmesidir. Yine karşımıza en kuvvetli bir şekilde Türkiye Cumhuriyetinin bir sosyal devlet olduğu gerçeğinde durumun nasıl yönetilmesi konusu çıkmazlarla doludur. Farklı bir yaklaşım olarak bakıldığında, pozitif ayrımcılıktan söz edilmektedir. Pozitif ayrımcılığın çizgeleri Roman olduklarından mı? Normal bir vatandaş çizgisi üzerinden mi yürütülmesi gerektiği konuları durumu güçleştirmektedir. Roman yurttaşlarda kendi sorunlarına ne kadar sahip çıkma olgusundalar? Bunların her biri tartışma konularıdır. Türkiye’de birde milyonlarca Suriyeli var. Kendileri için yüz milyonlarca para harcanma gerçeğinde Romanlar, Suriyelilere kadar değerimiz yok anlayışının çoğalması düşünülmesi de önemlidir.
En can alıcı nokta: AKP iktidarının Roman açılımı sonrası siyasi söylemleri devletin hafızasında değişim yaratabildi mi? İkinci can alıcı nokta: Türkiye’de Roman yurttaşlara yönelik politikada siyasi iradelerin konuya ciddi bir şekilde eğilmesi, kendilerine yönelik kalıcı istihdam politikaları üretmeleri gerekir. Yoksulluk kültürü içinde devam eden yaşamlarının kırılması için siyasi erkleri zorlayıcı olmaları gerekir. Siyasi erklere sosyal çözüm üretmeleri konusunda direnç göstermeleri gerekir. Diğer bir husus, maalesef Roman toplumunda yoksulluğu kendilerine dayanak haline getirenlerin varlığı da söz konusudur. Bu anlayışında ortadan kaldırılması gerekir.

Turan ŞALLI

 

 

ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Yağmur ve Bülent’in Mutlu Günü